14 Kasım 2008 Cuma

Obama ve zafer: Kimler kazandı?


Amerikan seçimlerini; yoğun yağmur altında Roma sokaklarını keşfederken, dikkatimi başka bir programa yoğunlaştırmışken, çok az yerine sadece bir göz atacak kadar zaman ayırabildiğimiz bu kenti iki gün içinde mümkün olduğunca sindirmeye çalışırken izlemek zor oldu.

Roma'yı gezmek ne kadar keyif verdiyse, seçimler üzerinde yoğunlaşma fırsatı bulamamak o kadar keyifsizdi. Amerika'yı böylesine heyecanlandıran, dünya genelinde dikkatle izlenen, hem ABD için hem de dünyanın geleceği için böylesine kritik bir seçimi, kendi çalışma disiplinim içinde izlemek isterdim.

Sonra, aslında bunun bir gereklilik olmadığını gördüm. ABD ile ilgili her gelişmeyi izleyen benim için bile, seçmenlerin sandık başına gitmesiyle sonuçların açıklanması arasında yapacak hiçbir şey yok. Öyleyse sonuçları öğrenmek yeterli. Çünkü iki ihtimalin de hem ABD için hem de dünya için ne anlama geleceğine ilişkin kanaatler kesinleşmişti.

Obama kazandı. Amerika için “devrim”, dünya için umut oldu. McCain kazansaydı, Cumhuriyetçiler yine kazansaydı bütün dünya buz kesilecekti. ABD'nin ve dünyanın siyasi olarak tükendiği, ekonomik olarak büyük bir uçurumun kenarında olduğu bir dönemde, umuda ihtiyacı vardı ve o umut Barack Hüseyin Obama'ydı.

Tarihi bir seçim oldu. Sonucu da tarihi oldu. İlk kez siyah bir lider dünyanın en güçlü ülkesinin, siyasi ve askeri öncüsünün, küresel sistemi şekillendiren ülkenin başkanı oldu. Sadece Amerika'nın değil, dünyanın en önemli ülkesi oldu.

Siyah bir adam. Ataları Müslüman bir adam. Kişisel geçmişi en tartışmalı adam. Seçim kampanyasında El Kaideci bile ilan edilen adam… Kenya'dan Beyaz Saray'a uzanan çalkantılı bir hayat.

Bazılarına göre Martin Luther King, bazılarına göre Malcholm X, bazılarına göre kölelerin Amerika'yı yönetmesi. Afrika'dan taşınan, daha kırk yıl öncesine kadar okullara, restoranlara bile alınmayan kölelerin torunları şimdi Beyaz Saray'a bir lider tayin etti.

O bir umut, en çok bunu kullandı. ABD seçmenlerine değişim, devrim ve umut vaat etti. Neyi değiştireceği, neyin devrimini yapacağı belirsiz olsa da.. Beyaz Amerika'ya rağmen, ırkçı Anglo-Sakson statükoya rağmen, kendilerini dünyanın tek hakimi gören neocon kıyamet savaşçılarına rağmen, kitleleri harekete geçirebildi.

Hem seçmeni için, hem ezilenler için, hem dünya için bir şeyleri değiştireceğini ilan etti. Sempati ondan yanaydı, insanların gönlü ondan yanaydı ama sandıktan sürpriz çıkabileceği korkusunu hemen herkes yaşıyordu. Olmadı, o seçildi.

Bütün bu romantik özlemlerin ötesinde, Obama'nın seçilmesi dünya genelinde etkin olan, Bush yönetiminin hırçınlıklarının yol açtığı çatışmacı, saldırgan, dışlayıcı, tahrip edici dış politik anlayışının değişeceğine dair umutları da artırdı. Daha uzlaşmacı olacak, uluslararası kurumları ciddiye alacak, çatışma yerine küresel koalisyonu önceleyecek, krizlere uzlaşma ile çözüm arayacak, küresel barış yolunca adımlar atacaktı.

Sempati, umut bu kadarını sağlayabilir miydi? Bekleyip göreceğiz… Bugüne kadar yaşananların Bush yönetiminin çılgınlıkları olduğuna inananlar için bir şeylerin düzelmesi ihtimali elbette var. Ama bunların dünyanın öncü ülkesinin 21. yüzyıl projeleri olduğunu düşünenler için Obama'nın seçilmesinin tek etkileyici yanı, siyah ve ezilenlerin arasında bir liderin Beyaz Saray'a oturması olacaktır.

Obama mı kazandı, siyahlar mı kazandı, Müslümanlar mı kazandı, gerçekten demokrasi isteyen mi kazandı, değişim yanlıları mı kazandı yoksa Amerika mı onu da göreceğiz.

Biz şimdilik bu sonucun heyecanını yaşayalım, umudun nasıl bir şey olduğunu tadalım, bu halin keyfini sürelim. İnsanlık adına bütün çirkinlikleri sergileyen bir kadronun gücünün elinden alınmasına sevinelim.

Daha sonra, aslında Obama'nın ya da ezilenlerin değil sistemin kazandığını, sistemin kendini Obama gibi bir kimlik üzerinden yenilediğini, Amerikan toplumundaki bölünmüşlükleri azalttığını, kitleleri tekrar ortak hedeflere kilitlemeye çalıştığını, yeni bir “Amerikan Rüyası” kurduğunu tartışırız.

Elbette bu Amerikan tarihinin en önemli olaylarından biri. Elbette dünya için çok anlam ifade ediyor. Elbette hepimizi heyecanlandırıyor. Elbette dünya için güzel umutlarımızı canlandırıyor. Ama bir yanımız o kadar gerçekçi ki, bu halin uzun sürmeyeceğine inanıyoruz.

Çünkü aslında Obama değil Amerika kazandı. Şimdilik durum bu. Ancak Obama'nın, bu yeni dalganın bile Amerika'yı istediği yere taşıyacağından emin değiliz.

“Yeni bir rüya” kurulsa da, bize göre “Amerikan Rüyası” gerçekten çöktü!

Kaynak: (Yenişafak / İbrahim Karagül)

SU İÇİN ORTAK MÜCADELE


Ticarileştirilmesine Hayır Platformu, Mart 2009’da İstanbul’da düzenlenecek 5. Dünya Su Forumu toplantısına karşı yapılabilecekleri tartışmak üzere 8-9 Kasım’da İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Taşkışla binasında bir toplantı düzenledi.

Düzenleyicilerin deyişiyle “suyuna, yaşamına sahip çıkan herkese açık” olan toplantıya Türkiye"den ve dünyadan suyun bir insan hakkı olduğunu savunan ve piyasalaştırılmasına karşı çıkan aktivistler katıldı. Toplantıda, Munzur’dan Hasankeyf’e, Dikili"den Allianoi’ye, Armutlu"dan Sarıyer Maden mahallesine, Filistin"den Endonezya’ya kadar sorunlar masaya yatırılarak, insanların yaşamanı altüst eden bu zihniyete geçit verilmeyeceği mesajı verildi.

Ev sahipliğini Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu"nun yaptığı toplantıda, konuşmacı olarak katılan İstanbul Tabip Odası’dan Dr. Akif Akalın, Tüm Bel Sen 4. Nolu Şube Yönetim Kurulu Üyesi Saadet Yeyin, Elekrik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi"den Hüseyin Yeşil, Dev Sağlık İş Sendikası Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Munzur Koruma Kurulu Temsilcisi Hasan Şen, Hasankeyf Yaşatma Girişimi Üyesi Necati Pirinçoğlu ve pek çok Demokratik Kitle Örgütü temsilcisi, izleyicilerle su hakkı mücadelerini paylaştı.

Oturum Başkanı Murat Gökdemir, Demokratik Kitle Örgütleri olarak, suyu ticarileştirmeye çalışan tüm firma ve yönetimlere karşı mücadeleyi daha da kararlı bir biçimde sürdürmek için buluştuklarını belirti. Toplantının nedeninin sadece mart ayında yapılacak 5’inci Dünya Forumu’na karşı gelmek olmadığına dikkat çeken Gökdemir, aynı zamanda suyun topluma fayda sağlaması yönünde harekete geçmek için toplanıklarını vurguladı.

‘BARAJLAR KALDIRILSIN’

Su ve Enerji politikaları konusunu ele alan Hüseyin Yeşil, suyun ve enerjinin birbirinden ayrılmaz iki unsur olduğunu ifade etti. Türkiye’deki hidrolik potansiyelini enerji üretiminde kullanılması gerektiğini belirten Yeşil, kaynağın yerli bir kaynak olduğundan dışa bağımlılığını azaltacağına dikkat çekti. Çevreyi ve doğal varlıkları yok ettiği için Hasankeyf"te, Munzur"da, Fırtına deresinde ve Artvin derelerinde yapılan barajlara karşı olduğunu vurgulayan Yeşil, rant uğruna insanların yaşamlarının altüst edildiğini dile getirdi. Son günlerde enerji üretimi için “Güneş ve rüzgar yeter” diyen anlayışa katılmadığını belirten Yeşil, “Biz bütün doğal ve yerli kaynaklarımızın çevreye zarar vermeyecek şekilde kullanılmasına yanayız. Enerji üretiminin yüzde 55’i doğalgaza gidiyor bu da bizi dışa bağlı hale getiriyor. Bundan kurtulmanın tek yolu kendi doğal kaynaklarımızı kullanmadan geçer” diye konuştu.

Mart ayında yapılacak forumda barajların yaptığı tahribatı haykırmak için hazır bulanacaklarını vurgulayan Munzur’u Koruma Kurulu Temsilcisi Hasan Şen, şu anda Tunceli coğrafyasında yapılan 8 barajın, tüm köyleri su altında bırakarak insanların göçüne neden olacağına dikkat çekti. Verdikleri hukuksal mücadeyle 2 barajın yapımına engel olduklarını dile getiren Şen, mücadelerini sürdürecekleklerini belirti. Munzur vadisinin 4 vadiden oluştuğunu ifade eden Şen, bu vadilerin hepsinin özelleştirmek istendiğini ama hukuksal sürecin sürdüğünü bildirdi.

Hasankeyf’in Mezopotamya kültürlerinin Anadolu kültüleriyle kesiştiği yer olduğunu hatırlatan Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi Üyesi Necati Pirinçoğlu, ancak kurulan Ilısu Hes barajıyla ne yazık ki Dicle nehrinden doğan Hasankeyf’in yok edilmek istendiğine dikkat çekti. Ilısu barajının GAP projesi kapsamında en pahalı proje olduğunu dile getiren Pirinçoğlu, yapılan bu barajlarla iklim değişiklileri olmaya başladığını ve insanlarda daha önce görülmeyen hastalıkların ortaya çıktığını belirti. Bu projeye karşı çıktıklarında Başbakan Erdoğan’ın kendilerine terörist diye hitab ettiğine dikkat çeken Pirinçoğlu, “Yöremizdeki doğayı koruduğumuz için bizi terörist ilan eden bir zihniyet insana ne gibi bir katkı sunabilir size soruyorum? Yasalara rağmen, inatla sürdürülen Illısu baraj faaliyetleri sadece geçmişimizi değil geleceğimizi de yok edecektir” dedi.

SUSUZLUK PENÇESİNDEKİ İNSANLAR

Küçük Armutlu’ya geldiklerinde bozkırdan başka bir şey olmadığını anlattan Armutlu Su Mücadelesi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi Başkanı Ali Haydar Aslan, kendi imkânlarıyla su kuyuları açarak su temin ettiklerini ancak belediyenin sağlıksız olduğu gerekçesiyle kuyuları kapattığını ve İSKİ’nin mahalleliyi “içtiğiniz su sağlıksız” diyerek paralı olan damacana suyuna bağladığıni dile getirdi. Devletin bugüne kadar tek bir yardım etmediğine dikkat çeken Aslan, aralarında topladıkları paralarla su boruları inşaa ettiklerini anlattı. Belediye’nin ve İSKİ"nin kendilerini işgalci olarak gördükleri için hizmet etmediklerini belirten Aslan, “Oysa Sarıyer’de oturan zenginlere son derece lüls borular yapıyorlar bu nasıl çifte standart böyle” diye konuştu.

Suyun insanın temel ihtiyacı ve hakkı olduğunu belirten Sarıyer Maden Mahallesi Derneği Başkanı Ali Doğan, 28 yıldan beri Maden Mahallesi Dereiçi halkının musluklarından su akmadığına dikkat çekti. Bir taraftan kensel dönüşüm projesi adı altında evsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını dile getiren Doğan, diğer taraftan ise en temel insanı ihtiyaçlarından biri olan su hakkından mahrum olarak yaşadıklarını vurguladı. Yapılan hak gasplarını kabul etmedikleri için uzun süredir örgütlenerek mücadele etmeye devam ettiklerini ifade eden Doğan, “İnsanca yaşamak bizim en doğal hakkımız ve hakkımızı kimseye yedirmeyeceğiz"" diye konuştu..

Kaynak: (BİRGÜN:ZEYNEP KURAY)

‘Birleşe birleşe kazanacağız!’


İstanbul’da zamlara karşı yapılan eylem Türk-İş, DİSK ve KESK üyesi işçi ve emekçileri yan yana getirdi
Art arda gelen zamlar ve kriz gerekçesiyle emekçilere yönelik saldırılar beraberinde ortak mücadele çağrılarını da getirdi. Bazı sendikalar ve platformlar bu mücadelenin hayata geçirilmesi için bir süredir çalışma yürütüyor. Zamlara karşı dün İGDAŞ önünde yapılan eylem de Türk-İş İstanbul Şubeler Platformu, DİSK ve KESK’in ortak eylemine dönüştü. Yapılan konuşmalarda ortak mücadelenin sürdürülmesi ve mücadelenin güçlendirilmesi çağrısında bulunuldu.
Türk-İş İstanbul Şubeler Platformu’nun Vatan Caddesi’nde bulunan İGDAŞ İstanbul Bölge Müdürlüğü önünde yapacağı eylemi açıklamasının ardından DİSK de aynı yerde ve aynı zamanda eylem kararı aldığını duyurdu. KESK ve bağlı sendikaların yöneticileri de yapılan çağrılara olumlu yanıt vererek eyleme katıldılar. Zamların geri çekilmesi ve kriz bahanesiyle yapılan kitlesel işten çıkarmaların derhal durdurulması talebinin öne çıktığı eylemde, “Birleşe birleşe kazanacağız”, “AKP zammını al başına çal” ve “Krizin faturası patronlara” sloganları atıldı.
Ulubatlı Metro İstasyonu önünde bir araya gelen Türk-İş, DİSK ve KESK üyesi emekçiler, buradan İGDAŞ önüne yürüdü. “Krizin sorumlusu biz değiliz, faturasını biz ödemeyeceğiz” pankartı arkasında yürüyen Türk-İş İstanbul Şubeler Platformu bileşenleri, “Krizin faturasını ödemeyeceğiz”, “İşten atmalar durdurulsun”, “Kâr ederken her şey şahane işçi atmak için kriz bahane” ve “AKP geleceğimizi karartıyor” yazılı dövizler taşıdı. “Krizin bedelini ödemeyeceğiz, Doğal gaz zammı geri alınsın” pankartının arkasında yürüyen DİSK üyeleri ise “AKP elini emeğimden, ekmeğimden çek”, “Doğal gaz zammı geri alınsın” yazılı dövizleri taşıdı. Dev Sağlık-İş Sendikası’na üye oldukları için işten atılan Kan Merkezi çalışanları da “Güvenceli çalışan, güvenceli kan”, “Sürgün olmak istemiyoruz sendikalı olmak istiyoruz” dövizleriyle taleplerini dile getirirken, Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Musa Servi de eyleme katıldı.
Mücadele yükselecek
Burada Türk-İş İstanbul Şubeler Platformu adına konuşan Haber-İş İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Levent Dokuyucu, işçileri ve emekçileri krizin faturasını ödemeyi reddetmek için mücadeleye çağırdı. Hükümetin sermayeyi kurtarmak için ellerinden geleni yaparken, emekçileri ise kaderleriyle baş başa bıraktığına dikkat çeken Dokuyucu, hükümetin binlerce işçinin işten atılmasına sessiz kaldığını ifade etti. Bu süre içinde asgari ücreti yüzde 5, kamu emekçilerine ise yüzde 6 zam yapan hükümetin, doğal gaza yüzde 82.5, elektriğe ise yüzde 58 zam yaptığını söyleyen Dokuyucu, “Sorumlusu olmadığımız bu krizin faturasını ödemeyeceğiz. İşten atmaların derhal durdurulmasını istiyoruz. İşsizlik fonunda biriken paraların patronların değil, işsiz kalan işçilerin yararlanması için düzenleme yapılmasını talep ediyoruz” dedi. Genel merkez ve konfederasyonları zamlara, işten atmalara ve toplusözleşmelerde yaşanan dayatmalara karşı harekete geçmeye çağıran Dokuyucu, mücadeleyi yükselteceklerini duyurdu.
Dayanışma çağrısı
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi de, emek cephesinin sesini büyüterek sürdüreceklerini dile getirdi. Örgütsel kıskançlığın yerine kurumlar arası dayanışmayı, bireyciliğin yerine toplumsallığı hayata geçirerek Türkiye çapında demokratik mücadele ağını öreceklerini belirten Çelebi, ortak mücadeleyi büyüteceklerini ifade etti.
KESK Genel Başkanı Sami Evren ise 29 Kasım’da zamlara karşı Ankara’da yapacakları mitingi büyük bir dalgaya dönüştüreceklerini ifade ederek, emekçilerin birliğinin önemine vurgu yaptı.
Eyleme EMEP ve TKP yöneticileri de katılarak destek verdi. (İstanbul/EVRENSEL)

Taş atan çocuklara 23'er yıl


Diyarbakır'da polise taş atan çocuk göstericiler için dava açıldı. Savcı iddianamesinde çocukları neyle suçladı?
Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır gezisi sırasındaki izinsiz gösterilere katıldıkları, polise molotofkokteyl attıkları gerekçesiyle tutuklanan 5’i ilköğretim okulu öğrencisi 6 çocuk hakkında 23 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, hazırladığı iddianamedi terör örgütü PKK’nın Diyarbakır’daki izinsiz gösteriler için eylem çağrısını Roj TV ve bazı internet siteleri aracılığıyla yaptığı belirtildi.

SUÇUN FARKINDALAR

Sanıkların, terör örgütü PKK’nın talimatları üzerine Diyarbakır’da başlatılan olaylara katıldıkları ve polise taş attıklarının tutanaklarla tespit edildiği belirtilen iddianamede, “Sanıkların, isnat edilen suçların hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp, davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip oldukları düzenlenen raporla anlaşılmaktadır” denildi.

İSTENEN CEZALAR

İddianamede, tutuklu sanıklar Ş,B.,E.B.,V.D.,Ş.A.,Ö.S. ve M.A’nın TCK’nın “Terör örgütüne üye olmamakla birlikte ve örgüt adına suç işlemek” suçunu içeren 314/2. maddesi uyarınca 10’ar yıl, Terörle Mücadele Kanunu’nun “Terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan 5’er yıl, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 33/c maddesinde yer alan “Dağılma sırasında silah veya araçlarla mukavemet etmek” suçundan da 8’er yıl olmak üzere toplam 23’er yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları istendi.

Sanıklar Ş.B. ve M.A’nın ayrıca “Kamu malına zarar vermek” suçundan da 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi. Yargılamaya önümüzdeki günlerde Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde başlanacak.